Piyasalardaki Yükselişin Analizi 01 Eylül 2010 Yabancı yatırımcının bu derece baskın olduğu bir piyasada, yeni bir global kriz olmadığı sürece, keskin düşüşler yaşanmayacaktır.

 

İMKB 65.000 seviyelerine yaklaşmış- ken, oldukça geniş bir alanda tartışılan bu yükseliş hakkında başka ne söylenebilir ki? İMKB endeksine etki eden hisse senetlerine baktığımızda, özellikle İMKB30 hisselerinde yabancı yatırımcı oranının %80’lere vardığı bir durum görüyoruz. Diğer taraftan, İMKB30 içinde endekse en fazla etki eden banka hisse senetleri ve büyük şirketlerde bu oran %90’ları aşmış durumda. Yabancı yatırımcının bu derece etkin olduğu bir piyasada, dünyada ikinci bir kriz dalgası olmadığı sürece İMKB’nin kendi iç dinamiklerimize bağlı olarak çok fazla düşebileceğinden bahsedilemez. Diğer taraftan, bu fiyatlardan İMKB’de yabancıların pozisyonu olduğu hisse senetlerine yönelik büyük bir talep oluşursa, yabancı yatırımcı satıp çıkmakta hiç zorlanmayacaktır. Yani İMKB için iki tehlike söz konusudur: Tüm dünyada etkili olabilecek ikinci bir satış dalgası veya yerli yatırımcılar tarafından gelebilecek talep patlaması...

Yerli yatırımcıların talebi uygun noktalara kaydırılabilirse, aslında ekonomi için büyük kaynak, yabancı yatırımcıların kâr realizasyonları yerine sermaye piyasası ve reel sektöre aktarılacaktır. Bu açıdan Halka Arz Seferberliği gerçekten yerinde ve zamanında yapılmış güzel bir uygula madır. Ancak uygulamanın eksik kalan tarafları nedeniyle bu kampanyada yer alamadık. Yerli yatırımcıyı piyasaya çekebilmek için geçmiş mağduriyetlere yöne lik düzenlemeler yapılmalı ve gelecekte oluşabilecek mağduriyetler ise yasalarla önceden engellenmeliydi. Diğer taraftan, halka arz kampanyasının aslında temeli ni oluşturması gereken KOBİ’lerin halka arzı ve küçük şirketlere halka arz fırsatı tanınması, A,B,C  grubu hisse senetlerinin yaratılmasıyla tamamen ortadan kalktı. Benim bu konuda çözüm önerim, bun dan sonra gerçekleştirilecek halka arzlar da “yönetimde ve kârda imtiyazlı hisseye sahip olmayan, her yatırımcıya eşit haklar veren şirketlerin, diğer hiçbir kritere bakılmaksızın, halka arzını izleyen 2 ya da 3 yıl A grubu hisse senedi olarak işlem gör- mesine olanak tanınması”dır.

Piyasalarda yabancı yatırımcının bu kadar yoğun olmasının bir nedeninin de manipülasyon nedeniyle yerli yatırımcının piyasadan uzak durması olduğu söyleniyor. İMKB manipülasyonu önlemek için borsada yapılan işlemlere ilişkin bazı tedbirler alacağını açıkladı. Tek kademe uygulaması, takasların görülememesi ve kimin alıp sattığının belli olmaması gibi uygulamalar… Bu uygulamaları görünce 1994 senesini hatırladım. Bazı şeyler o zamanlarda da vardı. O günden bugüne ne kadar da gelişmiş, ne kadar da şeffaf bir piyasa haline gelmişiz… Şimdi geriye dönmenin yatırımcılara bir fayda sağlayacağını düşünmüyorum. Manipülasyon ile mücadele için bu kadar çaba sarf etmeye gerek yoktur. Bir yandan piyasanın tüm dengelerini değiştirecek uygulamalar yapıyor diğer taraftan da “manipülasyonpiyasanın %5’ini bile etkilemiyor” açıkla- maları yapıyoruz ve böylelikle büyük bir çelişki doğuyor.

Diğer taraftan, Türk halkı değişime ve yeniliğe ne kadar özlem duyduğunu Anaya sa referandumunda da gösterdi. Konunun ne olduğunu ve ülkeyi nereye götürdü ğünü yeterince anlamasa bile, halk siyasetçilere “yenilik ve değişiklik” istediğini gösterdi. Bu geçmişten bugüne hiç değişmemiştir. Atatürk’ün yazı devriminden, kıyafet devrimine, Türk halkı değişime her zaman hızla uyum sağladı. Özal’ın en kuvvetli zamanında bile, eski siyasetçilere siyaset yasağı referandum ile kalktı… Geriye dönmeyi sevmeyen, hep daha ileriye ve yeniliğe açık bir toplumu zorlamanın ne anlamı var?

Muhalefet tarafından da iktidarı yeniliğe zorlayan bir Anayasa ha zırlanıp sunulsaydı, bu girişim muhalefe tin vizyonunu değiştirmez miydi? Muhalefet pozisyonunu üstlenmek İstemediğimiz halde sermaye piyasasında muhalefet pozisyonunu üstlenmiş bulu nuyoruz. Yetkili otoritelerden korku ve menfaat bekleyişi o kadar yüksek ki, bizim dışımızda yükselemeyen sesleri tem sil etmek zorunda kalıyoruz. Ama bizim muhalefet anlayışımız her yapılana yanlış demek değil, doğru uygulamaların sonuna kadar arkasında olduğumuzu da her fırsat ta gösterdik. Muhalefet eğer iktidardan bir adım önde değilse, iktidar hiçbir zaman değişmeyecektir. İnsan, doğası itibariyle gelecekte her zaman daha güzel şeylerin olacağına inanmaya meyillidir. Statükoda hiçbir şey değişmeyeceği için, yeniliğe, ümide ve değişime oy verilmesi kadar do ğal bir şey olamaz.

 

Dünya üzerinde Türkiye’ye önceden bi çilen roller artık yeterli gelmiyor. Bunu bizim dışımızda bütün dünya anlamış durumda. Yeni Türkiye, dünya üzerin de daha etkin, daha güçlü ve söz sahibi olmak zorunda… Mevcut konjonktürde Türkiye’nin rolü bu. Bu rolü vermek iste meseler bile dengeler bunu gerektiriyor. Bir toplum bireysel olarak geliştiği süre ce, siyaset de, ekonomi de, demokrasi de daha fazla gelişmek zorunda kalacaktır. Devlet toplumun gerisinden de gelse, belli bir noktada ona yetişmek mecburi yetinde olacaktır. Bu yüzden Türkiye için artık yeni hesapların yapılması dönemi gelmiştir.

Hükümet de bu ivmenin gerisinde kala maz. İlk iktidara geldiği gün ortaya koydu ğu gibi, yeni bir eylem planı hazırlamak ve iktidarda iken bu eylem planına başlamak zorundadır. Toplumun değişim talebi için de olduğu bilinerek yeni istihdam projeleri yaratılmak zorundadır. Genç nüfustaki yüksek işsizlik oranı sosyoekonomik açı dan en tehlikeli unsurdur.

Sermaye piyasaları bu yolda Türkiye’ye en büyük ivmeyi sağlayabilecek gücü içinde barındırmaktadır. Bu yönde sadece dünya uygulamalarının taklit edilmesiyle kalınma malı, yeni enstrümanlar da yaratılmalıdır. Bu konuda daha yapılacak çok şey var. Ken di adıma, sermaye piyasaları ve ülke ekono misindeki en büyük atıl gücü harekete geçi rebilecek tarım sektörünü buluşturabilecek; istihdam, üretim ve büyümeye büyük katkı sağlayabileceğini umduğum “Tarım Yatırım Ortaklıkları” konusunda bir proje hazırla dım. Piyasalar tarafından kabul görmesi, sağlanacak kârlılık ve faydaya bağlı olacaktır tabii ki. Başarılı olması ümidiyle…