Halka Arz Seferberliği Nasıl Yapılmalıydı? 01 Mart 2010 Borsamız yeni zirve arayışlarındayken, yapılan seferberliğe rağmen halka arzların tekrar başlamaması sizce neden?..

Bir taraftan Halka Arz Seferberliği kampanyasını eleştirirken diğer taraftan da doğru yolu göstermemek, yapıcı olmamak, bize ve BORYAD’a yakışmayan bir davranış olurdu. Bu yazımda ‘eğer bu kampanyayı biz yürütüyor olsaydık, neler yapardık’ onu özetlemeye çalışacağım. Yasal düzenlemeler Yeni  SPK yasası yolda. Yasa bu yıl içerisinde TBMM’den geçerken, verilecek önergeler ile borsa mağdurlarının sorunu çözülebilir. Öncelikle hakim ortak ve azınlık ortak ayrımının doğru yapılması, küçük yatırımcının (azınlık ortakların) hiçbir şekilde hakim ortakların devlet ile olan anlaşmazlıklarının mağduru haline getirilmemesi sağlanmalıdır.


Elektrik üretim, dağıtım ve iletim şirketlerinin imtiyazlarının iptali halinde (bu şirketler borsada işlem görüyorsa), azınlık pay sahiplerine bu şirketlerin borsa fiyatının son 3 aylık/6 aylık ortalaması üzerinden çağrı yapılabilir. Geçmişte imtiyaz iptali yapılan ÇEAS, KEPEZ ve AKTAŞ için de, borsada kapanış yılı çağrı fiyatı tespit edilerek geçen yıllara ilişkin yasal faiz eklenmesi yöntemiyle çağrı gerçekleştirilebilir. Bu sayede T.C. hükümetinin Libananco’ya 20 milyar USD gibi bir ödeme yapmasının da önüne geçebilecek hukuki bir temel atılmış olur.


TMSF tarafından halka açık ve borsada işlem gören bir bankaya veya iştiraklerine el konulması halinde, azınlık pay sahiplerine borsada son kapanış fiyatının geriye dönük 6 aylık ortalaması üzerinden çağrı yapılabilir. Bu girişim, T.C. hükümetinin hali hazırda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde savunma yapmak zorunda olduğu milyarlarca dolarlık davaların sona ermesine neden olur.


Kötü yönetilen şirketlerde hakim ortağın mal kaçırması veya şirketi hileli iflas durumuna getirmesini önlemek adına Sermaye Piyasası Kurulu tarafından dava açılabilmesi ve kayyum talebi halinde bu davaların ivedilikle çözülmesi için, özel


yetkili mahkemeler belirlenip, sürecin hızlandırılması kanun yoluyla sağlanmalıdır. Bu tür davalarda bilirkişi heyetleri tarafından verilecek raporlar için, yasa ile ivedilik sağlayacak bir zaman sınırı getirilmelidir. Ayrıca, SPK tarafından şirket aktifleri üzerinde tedbir konulması amacıyla davalar açılabilmesi sağlanmalıdır.


Bağımsız üst kurullar, halka açık şirketler hakkında verecekleri kararlarda, SPK tarafından görüş verilmesini talep etmelidirler. Bu kararları içerden bilgi sızmasına olanak verilmeden alınmalıdır.


Yapılacak bu düzenlemeler, yüzbinlerce küskün yatırımcının borsaya geri dönmesini sağlayacak ve halka açılacak şirketler için talep tarafını canlandırılacaktır. Yeni yatırımcılar ise borsaya girerken daha az tereddüt edecek, daha fazla güven duyacaktır.


Şirketler tarafında ise; Borsaya sadece kârda ve yönetimde imtiyaz taşımayan şirketlerin girmesi sağlan-malıdır. Borsa’ya yeni girecek şirketlerin, bağımsız yönetim kurulu üyesi bulundurması teşvik edilmelidir.


Düşük sermayeli olması nedeniyle halka arz olamayan, ancak büyümesi, pazardaki konumu veya elinde bulunan patent ve telif hakkı gibi değerlerle veya Ar-Ge çalışmalarının yoğunluğu sayesinde her an yeni bir ürün geliştirebilecek, KOBİ tarzındaki firmaların da borsada ayrı bir pazarda işlem görmesi sağlanabilir. Biz buna benzer bir örneği Varşova Borsası’nda gördük. New Connect ismini verdikleri bu piyasa için şirketler borsaya başvurduğunda, borsa ücretsiz bir tanışma toplantısı düzenleyip, yatırımcıları davet ediyor. Şirket halka arz için bu toplantıda kendini ve projelerini anlatıyor. Borsada işlem göremese bile şirkete kurumsal yatırımcılar, hedge fonlar veya özel sermaye fonları ortak olabiliyor. İMKB bunu niye yapmasın ki? Hem de elindeki kaliteli insan kaynağıyla en iyisini yapar; yeter ki fırsat verilsin.


Küçük yatırımcıların bu piyasadaki manipülasyondan zarar görmesinden kuşku duyuluyorsa, bu pazarda sadece kurumsal yatırımcıların veya bu pazarın riskini bildiğine ilişkin özel bir sözleşme, işlem için özel ordino imzalayacak yatırımcıların işlem yapması sağlanabilir.


Borsaya girmeyi düşünen şirketlere artık kayıt altına girmekten kaçmanın mümkün olmadığı, önümüzdeki dönemde tüm şirketlerin daha fazla denetim altında olacağı Maliye tarafından dile getirilmelidir. Borsaya girmeme yoluyla kayıt altından kaçabileceğini kimse düşünmesin. Zaten bu zihniyette olan da borsaya hiç gelmesin…


Manipülasyon ve içerden bilgi alma konusu için de değişik tedbirler alınabilir. Burada genel olay, şirket hakim ortağı ile manipülatörün işbirliği yapmasıdır. Sermaye artışı yapamayacak durumda olanlar, bedelli sermaye artışına katılım sağlayabilmek için manipülatörle anlaşıp borsa fiyatını yukarı çekmektedir. Bu şirketlerin ana özelliği, imtiyazlı paylarla, küçük hisselerle hakim ortağın yönetiminde olmalarıdır. Bedelli sermaye artışı ile toplanan paralar, örtülü kaynak transferiyle şirket dışına aktarılmaktadır. Bu operasyonlarda yurtdışı kaynaklı fon yöneticileriyle anlaşmalar yapılmakta, komisyon verilerek fon yöneticilerinin alım yapması sağlanmakta, yurtdışındaki fonlara para yatıran yatırımcılar da dolandırılmaktadır. Başka bir manipülasyon yöntemi ise düşük fiyatlardan hakim ortak tarafından toplanan hisse senetleri fiyatlarının, manipülatör aracılığıyla yükseltilip, yüksek işlem hacimleri yaratılarak, komisyon karşılığı hisse senedi alımı yapacak yerli ve yabancı fon yöneticilerine satılmasıdır.


Manipülasyonu önlemek için takasta netleştirme yapılması iyi bir uygulamadır. Ama bunun yanında, yabancı fon yöneticisinin hisse senedinde alım kararı vermesini sağlayan alım kriterlerini yerine getirememesi amacıyla, hisse senedi işlem hacminin düşmesi sağlanmalıdır. Bu da şirketi geçici olarak başka pazara almak, en yüksek lot ve emir miktarını değiştirmek, bu hisse senedinde işlem yapan kurumsal yatırımcıların her işlem günü sonunda alım-satım yapmalarının nedenini açıkladıkları ve fona para yatıranlarının her türlü hukuki riskini üstlendiklerine dair bir dilekçeyi SPK’ya göndermelerini sağlamak ile düzeltilebilir. SPK, manipülasyona iştirak halindeki fona yönelik tedbirler almalı ve bu dilekçelere istinaden fon yöneticilerine açılabilecek davalar için yatırımcıları haberdar etmelidir. Küçük yatırımcılar bu pazarda işlem yapabilmek için özel bir ordino doldurmalı, ordino ıslak imzalı olmalı, telefon veya internet yoluyla işlem yapılamamalıdır. Ordinolar işlem günü sonunda iki iş günü içinde SPK’ya iletilecek şekilde aracı kurum tarafından postalanmalıdır. Bu pazarda komisyon oranı en az binde 5 olacak şekilde uygulanmalıdır. SPK manipülasyon ihbarları için özel bir telefon hattı kurmalı ve özel bir e-mail hesabı açmalıdır. Bunlar, tüm yatırımcılara duyurulmalıdır. İşlem yasaklarıyla ilgili kuşkular var Hali hazırda uygulamada bulunan işlem yasaklarına son verilmelidir. İşlem yasakları siyasi ve şahsi amaçlarla kullanılabilecek, SPK’yı zan altında bırakabilecek bir uygulamadır. Geriye dönük, 3-5 sene önce yapılan işlemlere yönelik işlem yasağı verilebilmektedir. Bu da bu yasak ile ilgili kuşkuları arttırmaktadır.


SPK tarafından işlem yasağı getirilen ve suçlanan bir kişi, aklanmak için senelerce mahkemelerde çaba sarf etmek zorunda kalmakta, bu arada ticari itibarı zedelenmiş bir şekilde ticaret hayatına devam etmektedir. Mahkemeler tarafından aklanan kişilerin, SPK’ya tazminat davaları açılması söz konusu olabilecektir.


Açıkçası SPK’nın bu uygulaması nedeniyle geçmişte birçok iddia kulağıma geldi. ‘BORYAD Başkanı olarak çok eleştiride bulunuyorsun, sana da işlem yasağı gelebilir’ diye uyaranlar oldu. Borsada yatırım yaparken önce İMKB-100 dışına çıkmamaya, sonra İMKB-30’a yatırım yapmaya başladım. Peki herkes benim gibi düşünürse, küçük şirketlerin hisse senetlerini kim alacaktı? Onların suçu neydi? TBMM’ye gerçekleştirdiğimiz ziyaretlerde, milletvekili arkadaşların ısrarla “biz borsaya yatırım yapmayız” demesinin arkasında da, şaibe altında kalma korkusu yok mu sanıyorsunuz? İşlem yasağı gibi kişileri şaibe altında bırakan uygulamalara son verilmelidir. Bu seferberlik için TBMM öncü olmalı, önce milletvekilleri hisse senedi sahibi olmalıdır…