Dalgalanmalara Hazır Olmak… 23 Aralık 2013 Piyasalar açısından önümüzdeki dönem, birçok risk ve fırsatı aynı anda içinde barındırıyor. Bir yandan uluslararası konjonktür diğer yandan Türkiye’deki siyasi riskler, piyasalar açısından oldukça fazla dalgalanma yaratabilecek potansiyeli taşıyor.

Uluslararası konjonktüre bakarsak, ABD’den gelecek haberlerin bundan sonrada olumlu devam etmesi büyük olasılık. İstihdam, konut fiyatları, kredi hacmi ve piyasalarda meydana gelen yükselişler incelendiğinde, FED’in tahvil programında azaltma kararını değiştirebilecek olağanüstü bir verinin gelmesi zor gözüküyor. Ancak FED bu kararı verirken sadece ABD piyasasını değil, bu kararın uluslar arası piyasalarda yaratacağı çalkalanmanın, dünya ekonomisi ve dolaylı olarak ABD’ye vereceği zararları da hesap eder durumdadır. Bu yüzden sert adımlar atmaktan çekiniyor ve piyasaların sindirebileceği bir geçiş dönemi hazırlıyor. Peki, bu süreçte Türkiye’de neler olacak?

 

Türkiye açısından konuya bakıldığında, yaklaşan yerel seçim ve bunun sonuçlarının, gerek Cumhurbaşkanlığı seçimleri gerekse genel seçimler üzerinde olası etkileri önemlidir. Piyasalar uzun bir süre siyasete endeksli olacak. Siyasete endeksli bir piyasa demek, her türlü haberle dalgalanmaya açık, manipüle edilebilir bir piyasa demektir; yani bir haberle sert bir düşüş, başka bir haberle sert bir çıkış yaşanabilecek ve dalgalanmalar olacaktır. Dalga boyunun büyüklüğü, buna hazır olamayan birçok yatırımcı açısından kötü sonuçlar doğurabilir. Bundan korunmanın başlıca yolu ise portföy oluşturup paranızın tamamını tek bir yatırım aracına
değil, bölerek yatırım yapmak ve dalga boyuna göre portföyde alım satım yapabilmektir. Yani bir ele ihtiyaç vardır.

 

“Profesyoneller de yüksek getiri sağlamada başarılı değil”

 

Ne yazık ki profesyonel eller de yüksek getiri sağlama konusunda çok başarılı olamıyor. Gerek A tipi fonlar gerekse portföy yönetim şirketlerinin performansı yeterli olmuyor. Bu yüzden de yatırımcı kendi parasını kendi yönetmek zorunda kalıyor. Yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmayanlar dolandırılıyor, kandırılıyor ya da yanlış yatırım tercihleriyle paralarını yok ediyorlar. Bilgi ve tecrübe sahibi olanların ise şirketlerine, imtiyazlarına bir gecede alınan bir kararla el konuyor. İşlemlerin sıraları kapatılıyor. Yaşananlar telafi edilmediği sürece, bunlar unutulmayacaktır. Şirket kaynaklarını kullanıp şirketi zor durumda bırakan yöneticiler, şirketin iflasına yol açanlar, sıkı bir denetim ve yaptırım mekanizmasıyla karşılaşmıyor. Anında müdahale ve caydırıcı cezalar olmadıkça yöneticiler şirketleri soymaya devam edecektir. Sermaye piyasası ise bir avuç düzgün ve itibarlı şirketin yüzü suyu hürmetine yeni yatırımcılar arayacaktır. Açıkçası sermaye piyasamızın sorunları çok fazla… Ancak burada bütün sorumluluk ve yük SPK’ya atılıp, sadece denetim ve yaptırımla çözümler üretilmeye çalışılırsa bunun da faydası olmaz, olmuyor da zaten. Toplumun genel özellikleri, sermaye piyasasının da özelliklerini belirliyor. Yatırımcı olarak kısa vadede yüksek getiriler hedefliyoruz. Bilgiden çok, tüyo ve söylentiye yatırım yapıyoruz. Az kazançlar bize yeterli gelmiyor. Faiz getirisinin iki katı getiri elde eden yatırımcı, “Borsadan zarar ettim” diyor. Diğer taraftan, mantıklı getiriler hedefleyen, “İMKB 30, İMKB 100 içindeki şirketlere yatırım yaptım, riskim çok az” diyen yatırımcının hisse senedine devlet el koyuyor. Asıl ironi burada başlıyor… Tüm sorunları bir araya getirdiğimizde çözüm reçetesi de şu şekilde ortaya çıkıyor:

 

Kurumsal yatırımcı eksik

 

Kurumsal yatırımcı tabanının artması için buralara para yatıran küçük yatırımcı sayısı artmalıdır. Bu da performans artışı sayesinde olur. Benim çözüm önerim, “endeksin altında getiri sağlayan fon ve portföy yönetim şirketleri, yönetim ücreti alamamalı” şeklinde bir düzenleme yapılmasıdır. Kapalı tahtalar Yatırımcının tamamıyla haklı olduğu bu sorun için birçok çözüm ürettik. Bugün Başbakanlık Ekonomi Başdanışmanı Yiğit Bulut’un da destek verdiği çözüm önerileri mevcut. Bu sorun mutlaka çözülmeli.

 

Düzenleme ve yaptırım

 

SPK kararlarının mahkemelerden dönmemesi için bilirkişilik sisteminde düzenleme yapılmalı, mahkemeler daha hızlı ve etkin çalışmalı. Finans mahkemeleri bir an önce hayata geçirilmeli. Şirketlerin içini boşaltan, yanlış değerlemelerle birleşmeler/ satın almalar yapan ve bedelli sermaye artışı ile bunu küçük yatırımcını sırtına yıkanlardan ciddi olarak hesap sorulan bir mekanizma yaratılmalı. Manipülasyon ile mücadele için tek çözüm, anında müdahale ve para cezalarıdır. 12 senedir sürdürdüğüm BORYAD Başkanlığı süresince gördüm ki, çoğu sorun siyasi çözümler gerektiriyor ve bu yüzden gerekli adımlar atılamıyor. Kişisel bir sorunum haline getirdiğim kapalı tahtalar sorununu çözmek, bu mağduriyetler artık çözülemez dememek için siyasi hayata atılmayı düşünüyorum. Bu yönde bana ulaşan üst düzey teklifler mevcut ve bunları değerlendireceğim... Hayırlısı diyelim... Bu yüzden ilk seçimlerde BORYAD Başkanlığı için tekrar aday olmayacağım, beraber yola çıktığım değerli arkadaşlarım Derneğimizi daha da iyi noktalara taşıyacaklardır, bu yönde kendilerine güveniyorum. BORYAD’ın kurucu üyelerinden biri olarak Derneğimize her türlü desteği vermeye de devam edeceğim...